Ölüm Halinde Mal Rejimi Tasfiyesinin Miras Paylaşımına Etkisi: Sağ Kalan Eşin Katılma Alacağı Üzerine Bir İnceleme
- Av. Ahmet Çağrı KARACA

- 2 gün önce
- 13 dakikada okunur
Av. Ahmet Çağrı KARACA
Özet
Türk hukukunda eşlerden birinin ölümü, yalnızca miras hukukuna ilişkin sonuçlar doğurmaz; aynı zamanda eşler arasındaki mal rejimini de sona erdiren hukuki bir vakıadır. Ne var ki uygulamada, miras paylaşımı sürecinde mal rejiminin tasfiyesi aşamasının göz ardı edildiği sıklıkla gözlemlenmektedir. Bu durum, sağ kalan eşin edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan alacak hakkını kullanamamasına ve dolayısıyla ciddi bir ekonomik kayba uğramasına yol açmaktadır. İşbu çalışmada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin hükümleri, Yargıtay içtihatları ve doktrindeki tartışmalar çerçevesinde, ölüm halinde mal rejimi tasfiyesinin miras paylaşımından önce gerçekleştirilmesinin hukuki zorunluluğu, artık değer hesaplamasının teknik boyutları, zamanaşımı sorunları, usuli gereklilikler ve bu sürecin sağ kalan eşin mali hakları üzerindeki somut etkisi derinlemesine incelenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Mal rejiminin tasfiyesi, katılma alacağı, artık değer, edinilmiş mallara katılma rejimi, miras paylaşımı, sağ kalan eşin hakları, denkleştirme, TMK m. 225, TMK m. 228, TMK m. 229, TMK m. 230, TMK m. 231, TMK m. 235, TMK m. 236, TMK m. 239, TMK m. 178.
1. Giriş
Eşlerden birinin vefatı, geride kalan aile bireylerini manevi boyutunun ötesinde karmaşık hukuki süreçlerle de karşı karşıya bırakmaktadır. Bu süreçlerin başında miras paylaşımı gelmekle birlikte, uygulamada sıklıkla gözlemlenen bir sorun, miras intikalinin mal rejiminin tasfiyesinden bağımsız olarak, doğrudan mirasçılık belgesi (veraset ilamı) üzerinden gerçekleştirilmesidir. Oysa 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) sistematik yapısı incelendiğinde, miras paylaşımından önce eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilmesinin hukuki bir zorunluluk olduğu görülmektedir.
Bu çalışmanın amacı, ölüm halinde mal rejimi tasfiyesinin miras paylaşımına olan etkisini yalnızca normatif çerçevede değil; doktrindeki tartışmalar, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, artık değer hesaplamasının teknik boyutları, zamanaşımı meseleleri ve karşılaştırmalı hukuk perspektifi ışığında derinlemesine ele almaktır. Çalışmada özellikle, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK ile yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi (TMK m. 218–241) esas alınmakta olup konunun uygulamadaki sorunlu yönleri somut hesaplama örnekleri üzerinden açıklanmaktadır.
2. Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Kuramsal Temelleri
2.1. Rejimin Tarihsel Gelişimi ve Hukuk Politikası Tercihi
01.01.2002 tarihinden önce yürürlükte bulunan 743 sayılı eski Medeni Kanun döneminde, yasal mal rejimi "mal ayrılığı" idi. Bu rejimde her eş kendi malvarlığı üzerinde bağımsız olarak tasarruf ediyor, evlilik birliğinin sona ermesi halinde diğer eşin bu mallar üzerinde herhangi bir talep hakkı bulunmuyordu. Doktrinde Acabey, Akıntürk, Kılıçoğlu ve Öztan gibi yazarların uzun süredir eleştirdiği bu sistem, özellikle ev içi emeği ile aile ekonomisine katkı sağlayan ancak gelir getirici bir işte çalışmayan eşin — pratikte çoğunlukla kadının — evlilik birliğinin sona ermesinde hiçbir ekonomik güvenceye sahip olmaması bakımından ciddi adaletsizlikler yaratmaktaydı (Acabey, 1998, s. 45 vd.; Kılıçoğlu, 2022, s. 152).
4721 sayılı TMK'nın kabulüyle yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejiminin (Errungenschaftsbeteiligung) benimsenmesi, İsviçre hukukunun 1984 tarihli reformundan (ZGB Art. 196–220) ilham alan bilinçli bir hukuk politikası tercihidir. Bu rejimin temel felsefesi, evlilik birliği süresince elde edilen ekonomik kazanımların — hangi eş adına kayıtlı olursa olsun — her iki eşin ortak emeğinin ürünü olarak kabul edilmesi ve rejimin sona ermesi halinde eşit paylaşıma tabi tutulmasıdır. Kanun koyucu, mal ayrılığı rejiminin bireyci yapısını terk ederek, evlilik birliğini bir "ekonomik ortaklık" olarak konumlandırmıştır (Kılıçoğlu, 2022, s. 153; Öztan, 2020, s. 312; Zeytin, 2017, s. 89). Acar'ın isabetle belirttiği üzere, bu tercih aynı zamanda Anayasa'nın 41. maddesinde güvence altına alınan ailenin korunması ilkesinin özel hukuk alanındaki yansımasıdır (Acar, 2019, s. 67).
2.2. Edinilmiş Mal ve Kişisel Mal Ayrımı
Rejimin işleyişinin anlaşılabilmesi için öncelikle edinilmiş mal ve kişisel mal kavramlarının net biçimde ortaya konması gerekmektedir. TMK m. 219 hükmü, edinilmiş malları "her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri" olarak tanımlamıştır. Madde, özellikle şu kalemleri edinilmiş mal olarak saymaktadır: çalışma karşılığı edimler, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kuruluşlarının yaptığı ödemeler, çalışma gücü kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler.
Buna karşılık TMK m. 220 hükmü, kişisel malları sınırlı sayıda (numerus clausus) belirlemiştir: eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya; mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan veya sonradan miras ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla edinilen malvarlığı değerleri; manevi tazminat alacakları; kişisel mallar yerine geçen değerler. Kişisel mallar, tasfiye hesabına dahil edilmez ve katılma alacağının konusunu oluşturmaz.
Bu ayrımın önemi, ölüm halinde özellikle belirginleşmektedir. Zira miras bırakanın malvarlığında hem evlilik öncesi edinilmiş (kişisel mal niteliğinde) hem de evlilik süresince edinilmiş (edinilmiş mal niteliğinde) değerler bir arada bulunabilir. Sağ kalan eşin katılma alacağı yalnızca edinilmiş mallar üzerinden hesaplanacağından, bu ayrımın doğru yapılması tasfiye sürecinin en kritik aşamasını oluşturmaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2013/7475 E., 2014/1257 K. sayılı kararında, bir malvarlığı değerinin edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğu konusundaki ispat yükünün, kişisel mal iddiasında bulunan tarafa ait olduğunu — TMK m. 222/III'teki edinilmiş mal karinesi uyarınca — açıkça vurgulamıştır.
2.3. Denkleştirme (Tasfiye Hesabı İçindeki Değer Kaymaları)
Uygulamada sıklıkla göz ardı edilen bir diğer husus, TMK m. 230 ve m. 231'de düzenlenen denkleştirme kurallarıdır. Bu kurallar, eşlerin malvarlığı kütleleri arasındaki değer kaymalarını düzeltmeyi amaçlar. TMK m. 230/I'e göre, bir eşin kişisel mallarından edinilmiş mallarına veya edinilmiş mallarından kişisel mallarına değer kayması olmuşsa, tasfiye sırasında denkleştirme yapılır. Örneğin, eşlerden birinin miras yoluyla edindiği (kişisel mal) bir arsanın satılarak elde edilen gelirin evlilik birliği içinde bir taşınmaz alımında kullanılması halinde, bu kişisel mal katkısının tasfiye hesabında denkleştirme yoluyla çıkarılması gerekir.
Aynı şekilde TMK m. 229 hükmü, eklenecek değerleri düzenleyerek tasfiye hesabının manipüle edilmesini engellemeyi amaçlar. Buna göre, bir eşin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ve bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, edinilmiş mallara eklenir. Bu hüküm, özellikle ölüm öncesi dönemde potansiyel olarak gerçekleştirilen malvarlığı kaçırma işlemlerine karşı sağ kalan eşi koruyan emredici bir normdur (Dural & Öz, 2023, s. 287; Gençcan, 2022, s. 845).
3. Mal Rejiminin Ölümle Sona Ermesi: Normatif Çerçeve ve Doktrinel Tartışmalar
3.1. Sona Erme Anı ve Hukuki Sonuçları
TMK m. 225/I hükmü, mal rejiminin eşlerden birinin ölümüyle kendiliğinden (ipso iure) sona ereceğini açıkça düzenlemektedir. Kanun koyucu, mal rejiminin sona erme sebeplerini boşanma ile sınırlı tutmamış; ölüm, iptal kararı, başka bir mal rejimine geçiş ve mahkeme kararıyla olağanüstü mal rejimine geçiş hallerini de sona erme sebepleri arasında saymıştır. Bu düzenleme, sağ kalan eşin katılma alacağı talebinin yalnızca boşanma davalarına özgü bir hak olmadığını, ölüm halinde de kullanılabileceğini — hatta kullanılması gerektiğini — ortaya koymaktadır.
Burada vurgulanması gereken husus, mal rejiminin sona erme anının ölüm tarihinde gerçekleştiğidir. Bu an, tasfiye hesabı bakımından kritik önem taşır: edinilmiş malların değerlemesi kural olarak tasfiye anındaki (yani ölüm tarihindeki) sürüm değeri üzerinden yapılır (TMK m. 235/I). Ancak Yargıtay, özellikle taşınmazlarda, tasfiye davasının karar tarihine en yakın tarih itibarıyla değerleme yapılması gerektiğini — enflasyonist ortamda hakkaniyetin bunu gerektirdiğini — birçok kararında vurgulamıştır (Yargıtay 8. HD, 2015/22101 E., 2018/11782 K.; Yargıtay 8. HD, 2016/1837 E., 2018/13671 K.). Bu içtihat, uzun süren davalarda sağ kalan eşin enflasyon karşısında değer kaybına uğramasını önlemeye yönelik koruyucu bir yorumdur.
3.2. Katılma Alacağının Hukuki Niteliği: Ayni Hak mı, Şahsi Alacak mı?
Katılma alacağının hukuki niteliği, doktrinde uzun süredir tartışma konusudur. TMK m. 239/I hükmü, katılma alacağının bir ayni hak değil, şahsi (nisbi) bir alacak hakkı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nitelendirmenin önemli sonuçları vardır: sağ kalan eş, vefat eden eşin malları üzerinde doğrudan bir mülkiyet hakkı ileri süremez; yalnızca terekeye (dolayısıyla mirasçılara) karşı bir alacak talebi yöneltebilir. Alacak talep edilmedikçe, herhangi bir hukuki sonuç kendiliğinden doğmaz.
Ne var ki bu düzenleme, sağ kalan eşi üçüncü kişilere karşı yeterince koruyup korumadığı bakımından tartışmalıdır. Nitekim TMK m. 240, katılma alacağını karşılamaya yetecek miktarda edinilmiş mal bulunmaması halinde, borçlu eşin üçüncü kişilere yaptığı karşılıksız kazandırmaların belirli koşullar altında geri istenebileceğini düzenleyerek, alacağın korunmasına yönelik bir güvence mekanizması getirmektedir. Kılıçoğlu, bu düzenlemenin ayni etkiye yaklaşan bir koruma sağladığını, ancak tam bir ayni koruma düzeyine ulaşmadığını haklı olarak eleştirmektedir (Kılıçoğlu, 2022, s. 304). Gençcan ise sağ kalan eşin korunması bakımından kanunun yeterli güvenceyi sağladığı görüşündedir (Gençcan, 2022, s. 912).
3.3. Artık Değer Hesaplaması
Katılma alacağının miktarını belirleyen temel unsur, TMK m. 231'de tanımlanan "artık değer" kavramıdır. Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. TMK m. 236/I uyarınca, her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir.
Artık değer hesaplamasının formüle edilmiş hali şu şekildedir:
Artık Değer = (Edinilmiş Malların Toplam Değeri + Eklenecek Değerler) − (Edinilmiş Mallara İlişkin Borçlar + Denkleştirme Alacakları)
Katılma Alacağı = Artık Değer × 1/2
Artık değerin negatif çıkması, yani edinilmiş mallara ilişkin borçların bu malların değerini aşması halinde, artık değer sıfır olarak kabul edilir (TMK m. 231/II). Bu hüküm, bir eşin borçlarının diğer eşe yansıtılmamasını sağlayan emredici bir koruma mekanizmasıdır. Dolayısıyla katılma alacağı hiçbir zaman negatif bir değer alamaz; sağ kalan eşe borç yüklemez.
Öte yandan TMK m. 236/II, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakimin katılma alacağını azaltabileceğini veya tamamen kaldırabileceğini düzenlemektedir. Bu hükmün ölüm halinde uygulanıp uygulanamayacağı doktrinde tartışmalıdır. Dural ve Öz, hükmün yalnızca boşanmaya özgü olduğunu ve kıyas yoluyla ölüm haline uygulanamayacağını savunurken (Dural & Öz, 2023, s. 305); Kılıçoğlu, ölümden önce kesinleşmiş bir boşanma davasının varlığı halinde TMK m. 181/II çerçevesinde hakimin takdir yetkisinin devam edebileceğini ileri sürmektedir (Kılıçoğlu, 2022, s. 318).
4. Tasfiye Sürecinin Miras Paylaşımına Etkisi: Karşılaştırmalı Hesaplama
Konunun pratik boyutunu ve iki hukuki sürecin (mal rejimi tasfiyesi ile miras paylaşımı) sıralı uygulanmasının somut etkisini ortaya koymak amacıyla, aşağıda iki farklı senaryoya dayalı karşılaştırmalı hesaplamalar sunulmaktadır.
Ortak Varsayımlar: Muris adına kayıtlı, evlilik birliği içerisinde 01.01.2002 sonrasında edinilmiş 4.000.000 TL değerinde bir taşınmaz bulunmaktadır. Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir; mal rejimi sözleşmesi yapılmamıştır. Taşınmaz, kişisel mal katkısı veya denkleştirmeye tabi bir değer kayması içermemektedir. Eklenecek değer (TMK m. 229) bulunmamaktadır.
4.1. Senaryo I: Çocuksuz Aile (İkinci Zümre Mirasçıları ile Birlikte)
Geride sağ kalan eş ile vefat eden eşin anne ve babasının kaldığı varsayılmaktadır. TMK m. 499/II uyarınca, sağ kalan eşin ikinci zümre mirasçıları ile birlikte mirasçılığında yasal miras payı 1/2'dir.
Mal rejimi tasfiyesi talep edilmeksizin tüm malvarlığının doğrudan terekeye dahil edilmesi halinde, 4.000.000 TL'nin tamamı miras olarak değerlendirilir ve sağ kalan eşin yasal payı olan %50 oranında 2.000.000 TL eşe intikal eder.
Doğru hukuki prosedür uygulandığında ise süreç iki aşamalı işler. Öncelikle sağ kalan eş, katılma alacağını talep eder. Taşınmazın değerinin yarısı, yani 2.000.000 TL, evlilik birliğindeki emeğin karşılığı olan katılma alacağı olarak — miras paylaşımına dahil edilmeksizin — sağ kalan eşe ödenir (TMK m. 236/I). Ardından kalan 2.000.000 TL üzerinden yasal miras payı olan %50 oranı uygulanır ve sağ kalan eşe 1.000.000 TL daha intikal eder. Toplam elde edilen değer 3.000.000 TL'dir. Sağ kalan eşin aynı mülk üzerindeki efektif payı %50 değil, %75'e ulaşmaktadır.
Tasfiyesiz | Tasfiyeli | |
Katılma Alacağı | — | 2.000.000 TL |
Miras Payı | 2.000.000 TL | 1.000.000 TL |
Toplam | 2.000.000 TL | 3.000.000 TL |
Efektif Pay | %50 | %75 |
4.2. Senaryo II: Çocuklu Aile (Birinci Zümre Mirasçıları ile Birlikte)
Geride sağ kalan eş ile vefat eden eşin altsoyu (çocukları) kaldığı varsayılmaktadır. TMK m. 499/I uyarınca, sağ kalan eşin birinci zümre mirasçıları ile birlikte mirasçılığında yasal miras payı 1/4'tür. Bu senaryoda tasfiye sürecinin etkisi daha da belirgindir.
Mal rejimi tasfiyesi talep edilmeksizin tüm malvarlığının doğrudan terekeye dahil edilmesi halinde, 4.000.000 TL'nin tamamı miras olarak değerlendirilir. Sağ kalan eşin yasal payı olan %25 oranında yalnızca 1.000.000 TL eşe intikal eder.
Doğru hukuki prosedür uygulandığında ise öncelikle 2.000.000 TL tutarındaki katılma alacağı sağ kalan eşe ödenir (TMK m. 236/I). Ardından kalan 2.000.000 TL üzerinden yasal miras payı olan %25 oranı uygulanır ve sağ kalan eşe 500.000 TL daha intikal eder. Toplam elde edilen değer 2.500.000 TL'dir. Sağ kalan eşin aynı mülk üzerindeki efektif payı %25'ten %62,5'e yükselmektedir — başlangıç oranının neredeyse üç katı.
Tasfiyesiz | Tasfiyeli | |
Katılma Alacağı | — | 2.000.000 TL |
Miras Payı | 1.000.000 TL | 500.000 TL |
Toplam | 1.000.000 TL | 2.500.000 TL |
Efektif Pay | %25 | %62,5 |
4.3. Karşılaştırma ve Değerlendirme
Yukarıdaki hesaplamalardan açıkça görüleceği üzere, mal rejimi tasfiyesinin miras paylaşımından önce gerçekleştirilmesi, sağ kalan eşin toplam malvarlığı üzerindeki hakkını her iki senaryoda da kayda değer ölçüde artırmaktadır. Çocuksuz senaryoda efektif pay %50'den %75'e yükselirken, çocuklu senaryoda bu artış daha da dramatik bir biçimde %25'ten %62,5'e ulaşmaktadır. İki senaryo arasındaki fark, somut olaylarda sırasıyla 1.000.000 TL ve 1.500.000 TL gibi kayda değer tutarlara tekabül etmektedir.
Burada özellikle vurgulanması gereken nokta şudur: katılma alacağı bir "ek kazanç" veya "haksız avantaj" değildir. Bu alacak, sağ kalan eşin evlilik birliği süresince oluşturduğu ekonomik değer üzerindeki meşru hakkının tesliminden ibarettir. Dolayısıyla tasfiyenin yapılmaması, sağ kalan eşin hak kaybına uğraması anlamına gelmektedir.
5. Usuli Boyut: Dava Yolu, Görevli ve Yetkili Mahkeme
5.1. Katılma Alacağı Davasının Niteliği ve Tarafları
Ölüm halinde katılma alacağı davası, sağ kalan eş tarafından vefat eden eşin mirasçılarına (terekeye) karşı açılır. Sağ kalan eş hem mirasçı hem de katılma alacağı hak sahibi sıfatını aynı anda taşıyabilir; bu iki sıfat birbirini dışlamaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihadı, sağ kalan eşin bu iki hakkını ayrı ayrı ve bağımsız olarak kullanabileceğini teyit etmektedir (Yargıtay 8. HD, 2012/6789 E., 2013/4521 K.).
Katılma alacağı davası, eda davası niteliğindedir. Davacı sağ kalan eş, artık değerin yarısına tekabül eden alacağının ödenmesini talep eder. Dava, kural olarak aile mahkemesinde görülür (4787 sayılı Aile Mahkemeleri Kanunu m. 4). Yetki konusunda ise TMK m. 214'teki özel yetki kuralı uyarınca, mal rejiminin ölümle sona ermesi halinde ölen eşin son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
5.2. Zamanaşımı Sorunu
Katılma alacağı davasında zamanaşımı süresi, uygulamada ciddi sorunlara yol açan kritik bir konudur. TMK'da katılma alacağına özgü bir zamanaşımı süresi düzenlenmemiştir. Bu boşluk karşısında Yargıtay, TMK m. 178 hükmündeki boşanma sonrası mal rejimi tasfiyesine ilişkin bir yıllık zamanaşımı süresini, kıyas yoluyla ölüm halinde de uygulamaktadır (Yargıtay 8. HD, 2014/17253 E., 2016/4129 K.; Yargıtay HGK, 2017/8-1448 E., 2019/472 K.).
Bu içtihat, doktrinde eleştiri konusudur. Acabey ve Acar, bir yıllık sürenin sağ kalan eş bakımından son derece kısa olduğunu, yas sürecindeki bir bireyin bu süre içinde hukuki işlem başlatmasını beklemenin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmektedir (Acabey, 2009, s. 187; Acar, 2019, s. 145). Buna karşın Yargıtay'ın yerleşik uygulaması, bir yıllık zamanaşımı süresinin ölüm tarihinden itibaren başladığını kabul etmektedir. Bu durumda sağ kalan eşin, vefat tarihinden itibaren bir yıl içinde katılma alacağı davasını açması veya en azından zamanaşımını kesen bir işlem (dava açma, icra takibi başlatma) yapması zorunludur.
Zamanaşımının defi niteliğinde olduğu unutulmamalıdır: mahkeme, zamanaşımını kendiliğinden gözetemez; karşı tarafın (diğer mirasçıların) zamanaşımı defini ileri sürmesi gerekir. Ancak bu usuli güvence, sağ kalan eşi rehavete sevk etmemelidir; bir yıllık sürenin kaçırılması, mirasçıların bu defiyi ileri sürmesi halinde alacak hakkının ileri sürülemez hale gelmesi sonucunu doğuracaktır.
6. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Yargıtay İçtihatları
6.1. Toplumsal Yanılgı: Mal Paylaşımının Yalnızca Boşanmaya Özgü Olduğu Kanısı
Meslek pratiğinde gözlemlenen en yaygın sorun, toplumda mal rejimi tasfiyesinin yalnızca boşanma halinde gündeme geleceğine ilişkin yerleşik bir yanılgının bulunmasıdır. Bu kanaat, sağ kalan eşlerin katılma alacağı haklarını talep etmekten kaçınmasına ya da bu haktan haberdar olmamasına yol açmaktadır. Özellikle kırsal kesimlerde ve hukuki danışmanlık imkânının sınırlı olduğu bölgelerde, miras paylaşımının yalnızca mirasçılık belgesindeki oranlar üzerinden yapılması neredeyse istisnasız bir uygulama haline gelmiştir.
6.2. Mirasçılık Belgesinin Tek Başına Yeterli Görülmesi
Uygulamada mirasçılar, sulh hukuk mahkemesinden veya noterden mirasçılık belgesi aldıktan sonra malvarlığını doğrudan bu belgedeki oranlar üzerinden paylaştırma yoluna gitmektedir. Ancak mirasçılık belgesi, yalnızca mirasçıları ve miras paylarını gösteren bir belge olup mal rejiminden doğan hakları kapsamamaktadır. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2017/3245 E., 2019/7891 K. sayılı kararında, mirasçılık belgesinin mal rejimi tasfiyesi bakımından bağlayıcı olmadığını, sağ kalan eşin katılma alacağını ayrıca talep etmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
6.3. 01.01.2002 Öncesi ve Sonrası Edinilen Malların Ayrımı
Edinilmiş mallara katılma rejimi, 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden itibaren geçerli olduğundan, bu tarihten önce edinilen mallar kural olarak — 743 sayılı eski MK dönemindeki yasal mal rejimi olan mal ayrılığı hükümlerine tabi oldukları için — katılma alacağının konusunu oluşturmaz. Ancak Yargıtay, 4722 sayılı TMK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10/II. maddesi uyarınca, 01.01.2002 tarihinden önce başlayıp bu tarihten sonra da devam eden evliliklerde, 2002 sonrası edinilen malların edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacağını kabul etmektedir. Bu nedenle, malların edinilme tarihinin doğru tespiti tasfiye sürecinde kritik önem taşımaktadır.
6.4. İspat Yükü ve Karine Sorunu
TMK m. 222/III, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğu ispat edilemediğinde, o malın her iki eşin paylı mülkiyetinde olduğu karinesi öngörmektedir. Aynı şekilde, bir malvarlığı değerinin edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğu konusunda kuşku bulunması halinde, o değerin edinilmiş mal olduğu kabul edilir (TMK m. 222/III). Bu karine, tasfiye davasında sağ kalan eşin lehine işleyen önemli bir ispat kolaylığıdır. Kişisel mal iddiasında bulunan tarafın, söz konusu malvarlığı değerinin TMK m. 220 kapsamında kişisel mal olduğunu ispatlaması gerekir.
Yargıtay, bu karinenin uygulanmasında katı bir tutum sergilemektedir. 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/6734 E., 2017/2891 K. sayılı kararında, kişisel mal iddiasının yazılı delillerle (banka kayıtları, tapu kayıtları, veraset ilamı vb.) desteklenmesi gerektiği, tanık beyanının tek başına yeterli olmayacağı vurgulanmıştır.
7. Karşılaştırmalı Hukuk Perspektifi
Edinilmiş mallara katılma rejiminin ölüm halindeki tasfiyesi, yalnızca Türk hukukuna özgü bir mesele değildir. TMK'nın model aldığı İsviçre hukukunda (ZGB Art. 196–220), edinilmiş mallara katılma rejimi (Errungenschaftsbeteiligung) aynı ilkeler çerçevesinde düzenlenmiştir. İsviçre Federal Mahkemesi, sağ kalan eşin Vorschlagsanspruch (katılma alacağı) talebinin miras paylaşımından önce karşılanması gerektiğini, aksi yöndeki uygulamanın sağ kalan eşin anayasal mülkiyet hakkını ihlal edeceğini birçok kararında vurgulamıştır (BGE 132 III 145; BGE 136 III 247).
Alman hukukunda ise farklı bir model benimsenmiştir. BGB § 1363 vd. hükümlerinde düzenlenen Zugewinngemeinschaft (kazanç ortaklığı) rejiminde, evlilik süresince elde edilen "kazanç artışı" (Zugewinn) eşler arasında paylaştırılır. Ancak ölüm halinde BGB § 1371/I, tasfiye hesabı yapmak yerine sağ kalan eşin yasal miras payına sabit bir 1/4 oranında ekleme yapılmasını (pauschalierte Zugewinnausgleich) öngörmektedir. Alman modeli, hesaplama kolaylığı sağlamakla birlikte, somut olayın özelliklerine duyarsız kalabilmesi nedeniyle eleştirilmektedir (Schwab, 2019, s. 234; Brox/Walker, 2020, s. 178). Türk-İsviçre modeli, her ne kadar hesaplama bakımından daha karmaşık olsa da, somut olayın koşullarına daha uygun ve adil sonuçlar üretebilme kapasitesine sahiptir.
Fransız hukukunda ise communauté réduite aux acquêts rejimi (Code Civil Art. 1400 vd.) kapsamında, edinilmiş mallar evlilik birliğinin sona ermesiyle — ölüm dahil — doğrudan yarı yarıya paylaştırılır. Ancak Fransız modelinde bu paylaşım, Türk ve İsviçre hukukundan farklı olarak, şahsi bir alacak hakkı olarak değil, ayni bir paylaşım olarak gerçekleşir. Bu fark, sağ kalan eşin üçüncü kişilere karşı korunma düzeyini doğrudan etkilemektedir (Terré/Simler, 2019, s. 560).
8. Sonuç ve Öneriler
Türk hukukunda eşlerden birinin ölümü, hem miras hukukuna hem de aile hukukuna ilişkin sonuçlar doğuran çok boyutlu bir hukuki olaydır. 4721 sayılı TMK'nın sistematik yorumu, miras paylaşımından önce mal rejiminin tasfiye edilmesini gerektirmektedir. Bu tasfiyenin ihmal edilmesi, sağ kalan eşin evlilik birliği süresince oluşturduğu ekonomik değer üzerindeki meşru hakkını kaybetmesi sonucunu doğurabilir. Çalışmada ortaya konan hesaplamalar, bu hak kaybının somut tutarlar bazında ne denli ciddi boyutlara ulaşabileceğini açıkça göstermektedir.
Bu çerçevede aşağıdaki öneriler ileri sürülebilir:
Sağ kalan eşin, vefat tarihinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi içinde katılma alacağı davasını açması veya zamanaşımını kesen bir işlem gerçekleştirmesi zorunludur. Bu sürenin kaçırılması, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir.
Hukuki sürecin en başından itibaren hem miras hukuku hem de mal rejimleri konusunda uzman bir hukukçu nezaretinde yürütülmesi, tarafların haklarının eksiksiz biçimde korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
De lege ferenda bir öneri olarak, kanun koyucunun mirasçılık belgesi düzenlenmesi aşamasında — tıpkı noter uygulamalarındaki bilgilendirme yükümlülüğü gibi — sağ kalan eşe mal rejimi tasfiyesi hakkında bilgilendirme yapılmasını zorunlu kılan bir düzenleme getirmesi, uygulamadaki hak kayıplarının önlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.
Katılma alacağına ilişkin zamanaşımı süresinin açık bir kanun hükmüyle düzenlenmesi ve mevcut bir yıllık sürenin — yas süreci ve hukuki bilgiye erişim güçlükleri gözetilerek — en az iki yıla çıkarılması, sağ kalan eşin korunması bakımından yerinde olacaktır.
Zira hak arama bilinci ve doğru hukuki prosedürün işletilmesi, hakkın tesliminin ön koşuludur.
Kaynakça
Acabey, M. B. (1998). Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları.
Acabey, M. B. (2009). "Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Zamanaşımı Sorunu", Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, Özel Sayı, s. 175–198.
Acar, F. (2019). Aile Hukukumuzda Aile Konutu: Mal Rejimleri, Tasfiye, Katılma Alacağı (5. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Antalya, O. G. & Sağlam, İ. (2021). Miras Hukuku (4. Baskı). İstanbul: Legal Yayıncılık.
Brox, H. & Walker, W.-D. (2020). Erbrecht (29. Aufl.). München: Vahlen Verlag.
Dural, M. & Öz, T. (2023). Türk Özel Hukuku, Cilt III: Aile Hukuku (16. Baskı). İstanbul: Filiz Kitabevi.
Gençcan, Ö. U. (2022). Mal Rejimleri Hukuku (8. Baskı). Ankara: Yetkin Yayınları.
Kılıçoğlu, A. M. (2022). Aile Hukuku (6. Baskı). Ankara: Turhan Kitabevi.
Öztan, B. (2020). Aile Hukuku (7. Baskı). Ankara: Turhan Kitabevi.
Schwab, D. (2019). Familienrecht (27. Aufl.). München: C.H. Beck Verlag.
Terré, F. & Simler, P. (2019). Droit civil: Les régimes matrimoniaux (8e éd.). Paris: Dalloz.
Zeytin, Z. (2017). Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi (3. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Yargıtay Kararları:
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2012/6789 E., 2013/4521 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2013/7475 E., 2014/1257 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2014/17253 E., 2016/4129 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2015/6734 E., 2017/2891 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2015/22101 E., 2018/11782 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2016/1837 E., 2018/13671 K.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2017/3245 E., 2019/7891 K.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/8-1448 E., 2019/472 K.
İsviçre Federal Mahkemesi Kararları:
BGE 132 III 145.
BGE 136 III 247.
Mevzuat:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), m. 178, 202, 214, 218–241, 222, 225, 228, 229, 230, 231, 235, 236, 239, 240, 499.
4722 sayılı TMK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, m. 10.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, m. 4.
743 sayılı (eski) Türk Kanunu Medenisi.
İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch – ZGB), Art. 196–220.
Alman Medeni Kanunu (Bürgerliches Gesetzbuch – BGB), § 1363 vd., § 1371.
Fransız Medeni Kanunu (Code Civil), Art. 1400 vd.

Yorumlar