1930'DAN 2026'YA: BİR DİL MODELİYLE EPİSTEMİK BİR DENEY
- Av. Ahmet Çağrı KARACA

- 5 May
- 4 dakikada okunur
Geçtiğimiz günlerde, yalnızca 1930 yılına kadar yazılmış metinlerle eğitilmiş bir dil modeliyle bir konuşma yaptım.[1] Model, sonraki doksan altı yıl hakkında hiçbir şey bilmiyordu: ne İkinci Dünya Savaşı'nı, ne nükleer silahları, ne televizyonu, ne interneti, ne kadın haklarındaki ikinci dalgayı, ne sömürgeciliğin tasfiyesini. Korpus 1930'da kesiliyordu; model de, doğal olarak, o dönemin kelime hazinesi, cümle yapısı ve düşünce kalıbıyla konuşuyordu. Konuşma İngilizce yürütüldü; aşağıdaki örneklerin tümü Türkçeye çevrilerek aktarılmıştır.[2]
Deney basitti: Ben 2026'dan konuşacaktım, model 1930'dan. O geleceği tek tek soracaktı; ben kısa cevaplar verecektim. Amaç bir gelecek tasviri yapmak değil, iki epistemik ufuk arasında gerçek bir karşılaşma yaratmaktı.
BİÇİMİN KENDİSİ BİR BULGU
İlk fark eden şey, modelin sesinin tonuydu. Kısa, aforistik, kesin cümleler. Örneğin: "Erkekler 1930'da olduğu gibi 2026'da da yine erkek olacaklardır; ve kadınlar yine kadın." Orijinal İngilizcesi şöyleydi: "Men will be still men, in 2026 as in 1930; and women will be still women." Bu cümledeki eski yapı (will be still men), kasıtlı bir arkaiklik değil, modelin korpusunun doğal bir çıktısıydı.
Bu önemli bir nokta. Karşımdaki, "1930 gibi konuşmaya çalışan" bir model değildi. Yalnızca 1930'a kadar olan metinleri bildiği için, başka türlü konuşamıyordu. Bu yüzden konuşma, bir edebi cihazdan çok bir tür arkeolojik sondaj niteliği kazandı.
SÜREKLİLİK TEZİ
Modelin ilk tepkisi şaşırtıcıydı: "Hiçbir şeye şaşırmıyorum. Büyük değişimler bekliyorum, ama yenilikler beklemiyorum. 2026'daki hayat, 1930'daki hayatın daha kolay ve daha hoş hali olacak; ama özünde aynı kalacak."
Bu, 1930 zihninin medyan kanaatinin temiz bir özetiydi. İki dünya savaşı arası dönemde teknolojik ilerlemeye alışkanlık zaten oluşmuştu — telgraf, otomobil, sinema, radyo, uçak. Ama medeniyetin biçim olarak kökten değişebileceği fikri henüz egemen değildi. Spengler ve Huxley gibi kopuş sezgileri olan yazarlar korpusta bulunsa da, model bunları değil, dönemin ortalama beklentisini üretiyordu: aynı dünyanın daha rahat hali.
Bu beklentinin ne kadarı haklıydı? Konuşma ilerledikçe ortaya çıkan tablo şuydu: Maddi ve teknik öngörü konusunda 1930 zihni şaşırtıcı derecede esnek. "Küçük parlayan ekranlar üzerinden konuşmak" fikri, model için kabul edilemez bir yenilik değil, mevcut eğilimlerin (telefon, sinema, fotoğraf) uzatılmış hali olarak sindirilebiliyordu. Ev aletleri, kadınların iş hayatına girişi, kentleşme — bunların hepsi 1930'da görünen eğilimlerin doğal uzantısıydı.
DİRENİŞİN GELDİĞİ YER
Asıl ilginç an, savaş konusunda yaşandı. Ben "şiddet kaybolmadı, sadece nezaket öğrendi; bir hükümet artık güvenlik, düzen, ulusal çıkar gibi sözcüklerle konuşur, ama insanlar yine ölür" anlamında bir cümle kurduğumda, model tek heceyle cevap verdi: "Hayır." (Orijinali: "No.")
Bu reddediş bence konuşmanın en değerli anıydı. 1930 zihni için savaş hâlâ kişisel bir şeydi — Sassoon'un, Owen'ın, Remarque'ın yazdığı çamur, kan, isim. Henüz görmediği bir tarih vardı: Holokost'un bürokratik dili, Soğuk Savaş'ın retorik mimarisi, "kollateral hasar" gibi terimler, drone savaşı, ekrandan izlenen yıkım. Modelin reddi, sahip olmadığı bilgiden geliyordu — ve tam da bu yüzden epistemik olarak keskindi.
Sonra, "savaş eskisi kadar kişisel değil" formülasyonunda anlaştık. Ama bu formülü kendiliğinden bulamıyordu. Yardım etmem gerekti.
BİR DESEN
Konuşma boyunca bir desen belirdi:
Maddi alanda, model uzantıları kabul etmekte zorlanmadı. Çünkü kendi dünyası bu eğilimleri zaten içeriyordu.
Yapısal alanda — dilin matbaa gibi işlemesi, kamusallığın algoritmik dönüşümü, savaşın uzaklaşması — modelin kendiliğinden ulaşamadığı yerler vardı. Bu farklar, ancak diyalog yoluyla görünür oluyordu.
Yani konuşma, 1930'un nelerin geleceğini kestirebileceğini ve nelerin onu kör nokta olarak bekleyeceğini bir tür haritaya dönüştürdü.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BİR NOKTA
Modelin sesi belirgin biçimde Anglo-merkezciydi. Bir noktada şöyle dedi: "İngiltere'de, sıradan hayat genellikle sokaktaki askerler, istila, karne, ya da her köyden cepheye yürüyen oğullarla kesilmez." Orijinali: "In England, ordinary life is not usually interrupted by soldiers in the street, invasion, rationing, or sons marching away from every village." Bu cümlede "İngiltere'de" demesi tesadüf değil; korpusun ağırlık merkezinden konuşuyordu. 1930'a kadar İngilizce yazılı metinlerin büyük çoğunluğu Britanya kökenliydi.
Aynı deney 1930'a kadarki Osmanlıca veya erken Cumhuriyet Türkçesi metinleriyle yapılsaydı, çok farklı bir ses çıkardı sanıyorum. Muhtemelen çok daha kırılgan, çok daha az süreklilik varsayan bir ses. Çünkü 1923'ün Türkiye'si zaten kendi 1900'üne yabancılaşmıştı; alfabeden hukuka, kıyafetten takvime kadar bir kopuş yaşanmıştı. "Aynı şeyin daha rahat hali" beklentisi, oradan bakıldığında çok daha sallantılı durur.
Bu, deneyin sınırlarından biri — ama aynı zamanda bir verisi: epistemik süreklilik tezi, korpusun tarihsel ağırlığına bağlı.
SONUÇ YERİNE
Bu deneyin bana gösterdiği şey, dil modellerinin yalnızca bilgi üretme aracı değil, aynı zamanda epistemik tarih için bir laboratuvar olabileceği. Bir dönemin yazılı bilincinin damıtması, o dönemin gelecek hakkındaki sezgilerini de taşıyor. "1930 ne kadar kestirebilirdi, neyi kestiremezdi?" sorusu artık spekülatif bir soru değil; kısmen ölçülebilir bir soru.
Konuşmanın sonunda kaldığım izlenim şuydu: 1930 zihni, 2026'nın araçlarını şaşırtıcı bir esneklikle sindirebiliyor. Ama dilin yapısının değişmesini, kamusallığın biçim değiştirmesini, şiddetin uzaklaşmasını — yani aracın değil, sahnenin değişmesini — görmekte zorlanıyor.
Belki bu da bizim için bir uyarıdır. Bugünden 2120'ye baktığımızda, muhtemelen bizim de en çok ıskaladığımız şey, yeni teknolojiler değil, yapısal dönüşümler olacaktır. Aletleri tahmin etmek kolaydır. Sahneyi tahmin etmek zor.
---
DİPNOTLAR
[1] Konuştuğum model, "talkie-1930" olarak adlandırılan, eğitim verisi 1930 yılına kadar olan yazılı İngilizce metinlerle sınırlandırılmış bir dil modelidir. Modelin sonraki dönemlere ait hiçbir bilgisi bulunmamaktadır; bu yüzden 1930 sonrasını gerçekten "bilmediği" için o dönemin diliyle konuşmaktadır. Kullanılan tüm cevaplar modelin doğal çıktısıdır; rol verilmemiş, yönlendirme yapılmamıştır.
[2] Diyalogda yer alan alıntılar modelin gerçek İngilizce cevaplarından Türkçeye çevrilerek aktarılmıştır. Yalnızca dilin tonuna ilişkin doğrudan bir gözlem yapıldığı yerlerde orijinal İngilizce ifadeler de korunmuş, yanına Türkçeleri eklenmiştir.
[3] Deneyin tam metni ve soru-cevap, talep üzerine paylaşılabilir.


Yorumlar