İmparatorluğun Kör Noktası
- Av. Ahmet Çağrı KARACA

- 19 Mar
- 8 dakikada okunur
ABD-İsrail İlişkisinde Ulusal Çıkar ile İç Siyasi Yapı
Arasındaki Kopuş ve Bunun Amerikan Demokrasisi İçin Anlamı
"Eğer Orta Doğu'da ABD'nin elinde sadece İsrail ile
dostluk kalırsa, bu Amerikan politikası ve ulusal
çıkarları için felaket bir gerileme olur."
— Joseph Sisco, ABD Dışişleri Müsteşarı, 1969
Giriş: Bir Çelişkinin Anatomisi
2026 yılının Mart ayı, Washington'da alışılmadık bir sessizliğe sahne oluyor. Gazze'deki yıkımın görüntüleri Amerikan kamuoyunun hafızasından henüz silinmemişken, Şubat sonunda başlatılan ABD-İsrail ortak İran harekâtı yeni bir şok dalgası yarattı. Gallup'un son verileri İsrail'e duyulan sempatinin yirmi beş yılın en düşük seviyesine gerilediğini gösteriyor. Üniversite kampüslerinde yeni bir savaş karşıtı hareket yükseliyor. Demokrat Parti'nin ön seçimlerinde "kararsız" hareketi parti liderliğini sarsıyor. Enerji fiyatları tırmanıyor, enflasyon korkusu geri dönüyor.
Bu gelişmelerin her biri tek başına önemli. Ancak asıl mesele, bunların toplamının işaret ettiği yapısal gerçekte yatıyor: Amerika Birleşik Devletleri, kendi ulusal çıkarına aykırı bir dış politikayı onlarca yıl boyunca sürdürmüş ve bu sürdürülebilirlik şimdi çözülüyor.
Bu makale, söz konusu çelişkinin nasıl inşa edildiğini, hangi mekanizmalarla normalleştirildiğini ve neden artık sürdürülemez hale geldiğini inceliyor. İsrail burada bir vaka çalışması — ama asıl mesele, demokratik bir sistemde dış politikanın halkın iradesinden ve ulusal çıkardan nasıl koparılabileceği sorusu.
I. İnşa: Koşulsuz Desteğin Temel Taşları
ABD'nin İsrail'e koşulsuz destek paradigması tek bir nedenle değil, birbirini besleyen beş ayrı mekanizmanın onlarca yıl boyunca eşzamanlı çalışmasıyla inşa edildi. Bu mekanizmalardan yalnızca biri — stratejik müttefiklik argümanı — doğrudan Amerikan ulusal çıkarıyla gerekçelendirilebilir nitelikteydi. Diğer dördü, ulusal çıkar mantığının dışında, hatta çoğu zaman ona aykırı işledi.
Stratejik Çerçeve: Soğuk Savaş'ın Mirası
İsrail, 1948'deki kuruluşundan itibaren, ancak özellikle 1967 Altı Gün Savaşı'ndan sonra ABD tarafından Orta Doğu'daki en güvenilir Batı yanlısı müttefik olarak konumlandırıldı. Sovyetler Birliği Mısır, Suriye ve Irak'ı desteklerken, İsrail ABD'nin bölgedeki "batırılamaz uçak gemisi" olarak çerçevelendi. Bu anlatı, desteği salt bir tercihten çıkarıp ulusal güvenlik zorunluluğu seviyesine taşıdı. Soğuk Savaş bağlamında bu argümanın meşruiyeti tartışılabilirdi. Soğuk Savaş'ın 1991'de sona ermesiyle birlikte ise bu meşruiyet zemini büyük ölçüde ortadan kalktı — ama paradigma ayakta kalmaya devam etti.
Teolojik Zemin: Evanjelik Hristiyan Siyonizmi
ABD'deki evanjelik Hristiyan hareketler, İsrail'e desteği dini bir yükümlülük olarak çerçeveledi. İsrail'in varlığını İncil kehanetlerinin gerçekleşmesiyle ilişkilendiren Hristiyan Siyonizmi teolojisi, özellikle Güney eyaletlerinde İsrail'e koşulsuz bağlılığı siyasi bir kimlik meselesine dönüştürdü. Pew Araştırma Merkezi'nin 2025 verilerine göre evanjelik Protestanlar ABD yetişkin nüfusunun yüzde yirmi üçünü oluşturuyor — 2007'deki yüzde yirmi altıdan düşüş eğiliminde. Ancak Cumhuriyetçi seçmen tabanındaki oranları yüzde yirmi dokuza çıkıyor. Bu asimetri, bir Cumhuriyetçi adayın İsrail'i sorgulamasını siyasi intiharla eşdeğer kılıyor.
Buradaki çelişki son derece keskin: Amerikan milliyetçiliğinin "America First" söylemiyle, bir yabancı devlete dini motivasyonla koşulsuz bağlılık arasında temel bir gerilim var. Ancak evanjelik taban Cumhuriyetçi Parti'nin en organize seçmen bloğu olduğu sürece, rasyonel milliyetçi argüman kimlik siyasetinin duvarına çarpıyor.
Siyasi Mekanizma: AIPAC ve Lobi Ağı
AIPAC başta olmak üzere İsrail yanlısı lobiler, Washington'daki en etkili siyasi baskı yapılarından birini oluşturdu. Kongre üyelerine sistematik bağış kampanyaları, İsrail'i eleştiren adaylara karşı milyonlarca dolarlık rakip aday desteklenmesi ve milletvekillerinin oy davranışlarının izlenmesiyle, İsrail'i eleştirmek her iki partide de siyasi açıdan maliyetli hale getirildi. Bu mekanizma yalnızca Cumhuriyetçilere değil, Demokrat adaylara da uygulandı — hatta bazı açılardan Demokratlar üzerindeki etkisi daha belirleyici oldu. Bir Demokrat politikacı için İsrail'i eleştirmek, bir sonraki ön seçimde karşısına çıkacak milyonlarca doları göze almak anlamına geliyordu.
Anlatı Kontrolü: Medya ve Kültürel Çerçeveleme
Hollywood, ana akım medya ve popüler kültürde İsrail onlarca yıl boyunca ağırlıklı olarak "demokrasi adası", "çölde mucize yaratan ulus" ve "Holokost'tan doğan haklı devlet" anlatısıyla sunuldu. Filistinli perspektif ise uzun süre marjinal kaldı veya terörizmle ilişkilendirilerek çerçevelendi. Bu asimetrik temsil, kamuoyunun bilgi kaynağını doğrudan şekillendirdi. Mearsheimer ve Walt'ın belgelediği üzere, ana akım medyada İsrail'i refleksif biçimde destekleyen altmıştan fazla köşe yazarına karşılık, tutarlı biçimde eleştiren yalnızca bir avuç isim vardı.
Susturma Mekanizması: Antisemitizm Etiketinin Araçsallaştırılması
Holokost'un tartışılmaz ahlaki ağırlığı, İsrail'e yönelik her eleştiriyi antisemitizm etiketiyle bastırmanın bir aracına dönüştürüldü. Bu mekanizma akademik çevrelerde, medyada ve siyasette eleştirel seslerin uzun süre kendini sansürlemesine yol açtı. Mearsheimer ve Walt'ın çalışmasının ABD'deki hiçbir akademik dergide yayımlanamaması ve ancak Londra'da basılabilmesi, bu susturma mekanizmasının etkinliğinin en çarpıcı kanıtlarından biridir — bir çalışmanın başına gelenler, çalışmanın tezini doğruladı.
II. Normalleştirme: Çelişki Nasıl Görünmez Kılındı
Bu beş mekanizmanın ayrı ayrı varlığı, tek başına koşulsuz destek paradigmasını açıklamaya yetmez. Asıl soru, bu mekanizmaların nasıl olup da bir bütün olarak normalleştirildiği, çelişkinin nasıl görünmez kılındığıdır. Burada üç normalleştirme stratejisi devrede oldu.
Bipartisan Konsensüsün Kendi Kendini Besleyen Döngüsü
Her iki parti de İsrail'i desteklediğinde, seçmenin alternatif bir bakış açısıyla karşılaşma şansı ortadan kalktı. Konu siyasi tartışma gündemine girmediğinde kamuoyu mevcut durumu sorgulamadı. Sorgulamama, paradigmayı pekiştirdi. Bu döngü, demokratik sistemlerdeki en tehlikeli kör noktalardan birini yaratır: gerçek bir tartışma olmadan sürdürülen sahte uzlaşı.
Sahte Denge Söylemi
Medya ve akademik kurumlarda, İsrail politikasının maliyetleri tartışılırken sistematik biçimde "öte yandan" söylemiyle sahte bir denge kuruldu. Her eleştirel argüman, eşit ağırlıkta bir karşı argümanla sunularak hakikat sulandırıldı. "Başka sebepler de var" demek, ana sebebi görmezden gelmenin kibar yoluna dönüştü. Objektiflik, doğruyu söyleme gayretinden çıkıp argümanları listelemek haline geldi. Bu, entelektüel bir tuzaktı — çünkü her pozisyona eşit alan açmak, kanıt ağırlığını görmezden gelmek demekti.
Kurumsal Atalet
Washington'daki dış politika yerleşik düzeni — think tank'ler, eski diplomatlar, güvenlik bürokratları — onlarca yıldır İsrail ile ortaklığı tartışılmaz bir varsayım olarak kodladı. Politikacılar bu ekosistem içinde yetişti, danışmanlarını buradan aldı, politika belgelerini buradan devşirdi. Alternatiflerin düşünülmesini bile zorlaştıran bir entelektüel monoküktür oluştu. Filistin Çalışmaları Enstitüsü'nden Avi Shlaim'ın analizi bu yapısal sorunu açıkça ortaya koyar: ABD'nin Orta Doğu'daki dört temel çıkarından üçü — Sovyet etkisini sınırlamak, petrol erişimini korumak ve ılımlı rejimleri desteklemek — birbiriyle uyumlu ve birbirini güçlendirici iken, genel çerçeveye kolayca oturtulaamayan tek çıkar İsrail'e bağlılıktı.
III. Maliyet: Görünmez Kılınan Gerçek
Normalleştirme mekanizmalarının başarısı, maliyetin görünmez kılınmasına bağlıydı. Ancak bu maliyet vardı, büyüktü ve birikmekteydi.
ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Orta Doğu'daki Amerikan çıkarlarına net zarar verdi. Bu bir bakış açısı meselesi değil, sonuçlarıyla ölçülebilir bir gerçek.
ABD, bölgede halk nezdinde meşruiyetini büyük ölçüde kaybetti. Arap ve Müslüman toplumlarında ABD algısı onlarca yıldır dip seviyelerde seyretti ve bunun birincil sebebi Filistin meselesiydi. Bunun somut sonuçları oldu: ABD'nin bölgedeki müttefiklikleri, halklardan gizlenmek zorunda kalan, tabansız ve dolayısıyla kırılgan ilişkilere dönüştü. Mısır'da, Suudi Arabistan'da, Ürdün'de yönetimler ABD ile iş birliği yaptı — ama bunu kendi halklarına rağmen yaptı.
Foreign Affairs dergisinde 2025 sonlarında yayımlanan ve Andrew Miller tarafından kaleme alınan analiz bu durumu açık bir dille ifade etti: onlarca yıllık koşulsuz ABD desteği, Orta Doğu'da barış ve istikrarı ilerletmek yerine baltaladı. Koşulsuz destek, İsrail liderlerinin en kötü içgüdülerini serbest bıraktı ve sonuçlar — Batı Şeria'da durmaksızın artan yasadışı yerleşimler, Gazze'deki kitlesel sivil kayıplar, bölge genelinde pervasız askeri eylemler — hem Filistinlilere hem ABD'ye hem de nihayetinde İsrail'in kendisine zarar verdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın kendi yapısı içinden yükselen sesler de bu tespiti doğruladı. 2023'te Siyasi-Askeri İşler Bürosu'ndan Josh Paul, Biden yönetiminin İsrail'e silah transferine devam kararını protesto ederek istifa etti. 2024'te Gazze'deki siyasi raporlamadan sorumlu Mike Casey da aynı yolu izledi ve ABD hükümetinin İsrail'in çıkarlarını kendi çıkarlarından daha fazla gözettiğini açıkça ifade etti. Bunlar marjinal figürler değil, sistemin içinden gelen tanıklıklardı.
IV. Akademik Kırılma: Mearsheimer ve Walt Vakası
Bu paradigmayı sistematik olarak sorgulayan ilk büyük akademik çalışma, 2006 yılında Chicago Üniversitesi'nden John Mearsheimer ve Harvard Kennedy School'dan Stephen Walt tarafından yayımlandı. Çalışmanın temel tezi netti: ABD'nin İsrail'e sağladığı olağanüstü düzeydeki destek ne stratejik ne de ahlaki gerekçelerle tam olarak açıklanamaz; İsrail lobisinin teşvik ettiği politikalar ne Amerika'nın ulusal çıkarına ne de İsrail'in uzun vadeli çıkarına hizmet etmektedir.
Çalışmanın kaderi, tezinin en güçlü kanıtı oldu. Makale önce birden fazla Amerikan akademik dergisine gönderildi ve hepsi reddetti. Alt kademe editörler ilgi gösterdi, ancak karar mekanizmasında yukarı çıkıldıkça her seferinde engellendi. Sonunda ancak Londra'da, London Review of Books'ta yayımlanabildi. Harvard Kennedy School logosunu makalenin web versiyonundan kaldırdı. Antisemitizm suçlamaları yükseldi.
Ancak çalışma hayatta kaldı. New York Times bestseller listesine girdi. Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın danışmanı Daniel Levy makaleyi bir "uyandırma çağrısı" olarak nitelendirdi. Gazeteci Glenn Greenwald'ın ifadesiyle, yazarlar "uzun süredir bilinen ama söylenmesine izin verilmeyen bir gerçeği" dile getirmişti — ve yasaklanmış gerçekleri dile getirenlerin, aşikâr yalanları söyleyenlerden her zaman daha çok nefret topladığını ekledi.
Mearsheimer ve Walt vakası, akademik alanın susturulma mekanizmasını hem belgeledi hem de o mekanizmayı bizzat deneyimledi. İroninin ötesinde, bu durum paradigmanın yapısal bir özelliğini açığa çıkarıyordu: sistem, kendisine yönelik eleştiriyi bastırma kapasitesini, eleştirinin meşruiyetinin bir kanıtına dönüştürüyordu.
V. Çözülme: Neden Şimdi
Bu paradigma onlarca yıl boyunca işledi. Peki neden şimdi çözülüyor? Cevap, paradigmayı ayakta tutan mekanizmaların tamamının eşzamanlı olarak aşınmasında yatıyor.
Anlatı Tekelinin Kırılması
Sosyal medya, ana akım medyanın filtreleme kapasitesini ortadan kaldırdı. Gazze'deki görüntüler, editoryal bir süzgeçten geçmeden doğrudan Amerikan kamuoyuna ulaştı. Geleneksel medyanın onlarca yıl boyunca sürdürdüğü asimetrik çerçeveleme, TikTok ve Instagram çağında işlevsiz hale geldi. Genç nesil, İsrail-Filistin meselesini ana akım medyanın sunduğu çerçevenin dışında, filtresiz görüntüler üzerinden tanıdı.
Demografik Saat
Evanjelik tabanın yaşlanması, paradigmanın en sadık siyasi destekçilerinin doğal olarak azalması anlamına geliyor. Evanjeliklerin yüzde elli beşi elli yaş üstünde, on sekiz ile yirmi dokuz yaş arası gençler yalnızca yüzde on dördünü oluşturuyor. Aynı zamanda ABD genelinde dini bağlılık azalıyor — dinsizler nüfusun yüzde yirmi dokuzuna ulaşmış durumda. Hristiyan Siyonizmi'nin siyasi gücü, demografik olarak eriyen bir zemin üzerinde duruyor.
Ekonomik Maliyetin Görünür Hale Gelmesi
2026 İran harekâtının tetiklediği enerji fiyat artışları ve enflasyon korkusu, İsrail'e koşulsuz desteğin soyut bir dış politika tartışması olmaktan çıkıp Amerikalıların günlük hayatını etkileyen somut bir ekonomik meseleye dönüşmesine neden oldu. Maliyet artık görünmezleştirilemiyordu.
Kutuplaşmanın Paradoksu
İsrail meselesi, ABD'de artık iki partili uzlaşı konusu olmaktan çıktı. Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki İsrail algısı uçurumu benzeri görülmemiş bir asimetriye ulaştı. Bu kutuplaşma, paradoksal biçimde paradigmayı zayıflattı — çünkü bipartisan konsensüs, normalleştirmenin en güçlü aracıydı. Konsensüs kırıldığında, tartışma alanı açıldı.
VI. Eksik Parça: Karşıolgusal Simülasyonun Yokluğu
Bu analizin en dikkat çekici boşluğu, "İsrail'e koşulsuz destek olmasaydı ABD'nin Orta Doğu'daki konumu nasıl olurdu" sorusunu sistematik olarak yanıtlayan bir akademik çalışmanın bulunmamasıdır. Bunun metodolojik nedenleri var — değişkenleri izole etmek güçtür — ancak daha belirleyici olan neden siyasidir: bu soruyu sormak bile, uzun süre boyunca akademik bir kariyer riski taşıdı.
Ancak karşıolgusal simülasyona belki de gerek yok. Çünkü mevcut politikanın sonuçları ortada ve bu sonuçları belgeleyen çalışmalar artık ABD'nin en prestijli kurumlarından çıkıyor. Harvard'ın Belfer Center'ı, Ekim 2023 sonrasında ABD'nin Orta Doğu politikasının köklü bir yeniden değerlendirmeye ihtiyaç duyduğunu ve başarısız olmuş eski zihniyet ve politikaların terk edilmesi gerektiğini açıkça ilan etti. Quincy Institute, İsrail'e kaldıraç kullanmaksızın askeri desteğe devam etmenin ABD'yi giderek artan askeri ve siyasi taahhütlere sürükleyeceğini belgeledi. Foreign Affairs, koşulsuz desteğin artık sürdürülemez olduğunu ve "normal" bir müttefiklik ilişkisine dönüşmesi gerektiğini açıkça savundu.
Soru artık "acaba zarar veriyor mu" değil, "bu zarar ne kadar daha sürdürülecek" aşamasına geçmiş durumda.
VII. Sonuç: İsrail'in Ötesinde Bir Ders
Bu makale boyunca İsrail-ABD ilişkisi bir vaka çalışması olarak ele alındı. Ancak ortaya çıkan tablo, bu spesifik ilişkinin ötesinde evrensel bir iktidar analizi sunuyor.
Bir demokratik sistemde dış politikanın halkın iradesinden ve ulusal çıkardan koparılması için beş şeyin bir arada olması yeterli görünüyor: stratejik zorunluluk görüntüsü altında çerçeveleme, dini veya ideolojik bir kimlik bağı, organize bir lobi ve bağış ağı, medya anlatı kontrolü ve eleştiriyi ahlaki açıdan gayrimeşru kılan bir susturma mekanizması. Bu beş mekanizma İsrail vakasında bir araya geldi — ama her biri bağımsız bir iktidar tekniği olarak başka bağlamlarda da işleyebilir ve işliyor.
Aynı derecede önemli olan, bu sistemin nasıl çözüldüğüdür. Anlatı tekelinin kırılması, demografik değişim, ekonomik maliyetin somutlaşması ve bipartisan konsensüsün çatlaması — bu dört faktör, bilgi akışının demokratikleştiği her ortamda, sürdürülemez paradigmaların nasıl çökeceğinin yol haritasını çiziyor.
ABD-İsrail ilişkisindeki mevcut kırılma, yalnızca Orta Doğu politikasıyla ilgili değil. Bu, bir demokrasinin kendi kör noktalarıyla yüzleşme — ya da yüzleşmeyi reddetme — kapasitesinin sınavı. Kissinger'ın 1975'te özel bir görüşmede söylediği "Arap dünyasında etki için İsrail'e ihtiyacımız yok" sözünün yarım asır boyunca kamuoyuna ulaşamaması, bu sınavın henüz geçilemediğini gösteriyor.
Ancak 2026'nın verileri, kamuoyunun artık bu gerçeği kendi başına keşfetmeye başladığına işaret ediyor. Paradigma çözülüyor — soru, bu çözülmenin kontrollü bir dönüşüme mi yoksa kontrolsüz bir krize mi evrileceğidir.
Kaynakça ve Notlar
Bu makale, aşağıdaki temel kaynaklara dayanmaktadır:
Mearsheimer, John J. ve Stephen M. Walt. "The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy." London Review of Books, Mart 2006; kitap versiyonu: Farrar, Straus and Giroux, 2007.
Gallup World Affairs Survey, Şubat-Mart 2026.
Pew Research Center, 2023-24 Religious Landscape Study (Şubat 2025).
PRRI, 2024 Census of American Religion.
Miller, Andrew. "The End of the Israel Exception." Foreign Affairs, 2025.
Shlaim, Avi. "The Impact of U.S. Policy in the Middle East." Institute for Palestine Studies.
Djerejian, Edward P. "Crafting an Effective United States Policy for the Middle East Post-Gaza War." Belfer Center for Science and International Affairs, Harvard Kennedy School, Ocak 2024.
Freeman, Chas W. Jr. "American Interests, Policies, and Results in the Middle East." Middle East Policy Council.
Stanley, Marcus. "Unquestioning Support for Israel Will Only Deepen America's Problems." Quincy Institute for Responsible Statecraft, 2025.

Yorumlar